Hürriyet

>
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2010 Perşembe

Ölümsüzlük


Bir gün, bir bakmışsınızki ölüm kaybolmuş. Kimse göçmüyor bu dünyadan. Düşünsenize ölüm artık yok semtinizde. Peki ne olur o zaman? Korkunç bir düzen yıkımı tabiki. En çok kimler etkilenir bu olaydan? Ölüm kimlerin ekmek kapısıdır toplumda? Akla ilk gelen dinlerin çöküşüdür. Çünkü tüm dinler ölüm üzerine satar malını. İyi bir hayat yaşama sorumluluğunu bile ölümden sonraki havuç ve sopayla sağlamaya kalkar din. Ölüm kalkınca, kim alır onun sattığını? Felsefe çökmeye başlar, sonuçta neden geldik, nereye gidiyoruz üzerine başlayan bir düşünce temelidir. Belki ekseni kayar, neden ölemiyoruz'a dönüşür. Mezarlıklara gerek kalmaz, onun yerini bir türlü ölemeyen yaşlı insanların bakıldığı 'Mutlu Sona Hazırlık' evleri alır. Genç nesil, bir süre sonra ölemediği için sayıları hızla artan yaşlılara bakmaktan başka bir iş yapamaz hale gelir. Hayat piramiti ters yüz olmuştur artık. Sigortacılar muhtemelen ölüm sigortalarını iptal edip emeklilik sigortası haline getirirler, ama ne kadar iflas etmeden dayanırlar, merak konusu. Çünkü hala çalışılabilir yıl sayısı 40 iken, emeklilik yıl sayısı sonsuzdur. Hastaneler dolup dolup taşmaya başlar, çünkü hiçbir hasta ölemediği için tedavileri sonsuza kadar devam etmek zorunda kalır. Yani bir bakardınız ki, toplum üretim toplumundan, bakım ve tedavi toplumuna dönüşmüş. Yükselen sektörler de sağlık ve yaşlı bakım hizmetleri olmuş. Tabi burada ekonomik başka parametrelere asla girmiyorum, sadece sosyolojik bir bakış bu. Ayrıca ben bakmıyorum, JOSE SARAMAGO, yazdığı ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ kitabında anlatıyor bunları. Ne yazıkki çok geç tanıştım bu yazarla. İlk okuduğum kitabı KÖRLÜK'tü. O da birden bire görme yetisinin bir ülkede salgın halinde ortadan kalkmasıyla başlayan bir kaosu anlatır. Tıpkı bu kitabında ölümün ortadan kalkmasıyla başlayan toplumsal çöküşü anlattığı gibi. İsim, yer ve tarih kullanmaz. Ama yarattığı karakterler sizi heyecanlandıracak kadar gerçektir. O kadar gerçektir ki tanımlama ve betimlemeleri, kokusu burnunuza gelir.
Geçen hafta, 98 yaşında, yaşadığı Kanarya Adalarında hayata veda etti, 1998 yılı Nobel Edebiyat ödülünü alan bu büyük yazar. Bana, uzun zamandır kitaplarda bulamadığım yaratıcı fikirleri, felsefesi, sosyolojik bakış açısı, ahlaki ve ekonomik sonuçları ile tam bir edebi ziyafet sunan bu büyük yazarı daha okumamış tüm dostlara öneriyorum. Kitap okumak sadece vakit geçirmek değil, bir tür akıl oyunudur, zeka geliştiricidir, hayata farklı bakmaktır diyenler bu yazarı gerçekten beğenecekler.
Zevkli okumalar....

21 Ocak 2010 Perşembe

Raskolnikov- Dexter'a karşı

Günaydın,
Bu sabah köprü nedense boştu. İşe 20 dk. önce geldim. Halen şaşkınım. Ama trafik bu sabah bana 'ne güzel bir gün' dedirdi ya, artık ölsem de gam yemem.
Yolda gelirken yine Rus klasiklerine takıldım. Malum araba kullanırken yol dışında her şeyi düşünüyor İstanbul şoförleri, neyse aklıma yine Raskolnikov geldi. Zaten okuduğumdan beri pek de aklımdan çıkmıyor. Bir ara eski moda bir Dexter olup olmayacağını düşündüm. Tabi ki bir tür seri katil değil, ama suçun vicdan azapsız işlenebileceğini ispatlamaya kalkan biri bu adamcağız. Üstelik kötü biri de değil. Cebindeki son parasını bir dula verecek kadar iyi, bir fahişeye aşık olacak kadar egosuz. Suç ve Ceza'nın kahramanı biricik Raskolnikov'um benim. Aklıma Crash filmini getiriyor. Orada da siyah ve beyaz yoktur. Gerçek hayat gibi. Gridir insanlar. Ne hep iyi, ne de kötü. Zenci diye bir kadını taciz eden polis, iki hafta sonra aynı kadını ölümden kurtarabilir. Şimdi bu adam iyi mi, kötü mü? Kimin umrunda! Hollywood dayatmasıdır bu gereklilik. Gerçek dünya bambaşka. Ve Dexter, aslında bir kahraman, kötülerle savaşıyor, ama bir farkı var; kendi usulünce öldürmeyi seviyor. Şimdii, sonuç aynı, bunların hepsi katil-suçlu; Raskolnikov, Dexter, ırkçı polis. Ama batmanin jokeri gibi değiller işte. Yakalanmalarını, hapse girmelerini istemiyoruz. Aramızda yaşasın bu katiller, nasılsa bize dokunmayacaklar, hatta bizi kurtaracaklar ve sadece kötüleri öldürecekler. Peki ama bunlar bile kötü değilse ve gerçekte simsiyahlar yoksa , bu adamların öldürdükleri kim???
Mutlu perşembeler.....