Hürriyet

>

17 Ekim 2012 Çarşamba

Sevgilinizi Hararetlendirin



>


Son günlerin en gözde Facebook uygulamalarından bir tanesi de Lipton Ice Tea Hararetmatik. Lipton Ice Tea Türkiye sayfası üzerinden ulaşabildiğiniz Hararetmatik uygulaması, IVR teknolojisiyle gerçekleştiriliyor. Türkiye’de ilk defa, yapılan şakayı kayıt etme özelliğine sahip bu teknolojiyle oturduğunuz yerden istediğiniz arkadaşınızı şakalayabiliyorsunuz. Bunun için tek yapmanız gereken, Facebook listenizdeki arkadaşlardan dilediğinizi seçip telefonunuzu ve hararetini yükseltmek istediğiniz arkadaşın telefonunu yazmak. Bu basit işlemden sonra Türkiye’nin son dönemdeki gözde komedyenlerinden İsmail Baki tarafından canlandırılan 5 ayrı telefon şakasından birini seçebiliyorsunuz. Günde 3 şaka hakkınız var ve unutmayın her arkadaşınıza sadece bir defa telefon şakası yapabilirsiniz.

Olay sadece şakayla da bitmiyor tabi. Eğer arkadaşınız şakayı sonuna kadar dinleme sabrı gösterirse hem siz hem de o SMS ile birer çekiliş numarası almaya hak kazanıyor. Her hafta sonunda da en fazla çekiliş hakkı elde eden kişi ise içi dolu, özel bir Lipton Ice Tea dolabı kazanıyor.

İsmail Baki’nin birbirinden renkli taklitleri ile eşinizi, sevgilinizi de tatlı tatlı kızdırabilirsiniz. Zaten duyduğuma göre özellikle karı-kocalar birbirlerini bolca şakalıyormuş. Yeni bir heyecan arayışı mı, soğuk yenen intikam yemeği mi orasını ben bilemem. Tek bildiğim bu şakaların gerçekten de çok keyifli olduğu.

Siz de aşkınızda hararet derecesini biraz artırmak istiyorsanız uygulamanın linki burada.

https://www.facebook.com/liptonhararetmatik/app_395429340516909
http://s1.ontek-serv.com/click/3PYs5Q">https://www.facebook.com/liptonhararetmatik/app_395429340516909

/>
Seslendirmenin yapıldığı stüdyodan kamera arkası görüntüler ise çok eğlenceli:

http://youtu.be/bmkAfVBRBT4
http://youtu.be/bmkAfVBRBT4">http://youtu.be/bmkAfVBRBT4
/>
Bir http://www.bumads.com.tr?clientid=b087f1c4-5e87-4f79-b3b8-2fa0108c9af8&offerid=371" title="bumads" target="_blank" rel="nofollow">bumads advertorial içeriğidir.

9 Ekim 2012 Salı

MasterCard E-Fest ile İnternette Alışverişin Tadını Çıkar!

MasterCard E-Fest
İnternetin tek alışveriş festivali MasterCard E-Fest 8 Ekim’de başlıyor!

MasterCard’ın bu yıl ikincisini düzenlediği E-Fest, Türkiye’nin ilk ve tek internet alışveriş festivali olma özelliğini taşıyor. Elektronik ticaret dünyasının en iyi markalarını biraraya getiren E-Fest, katılımcılarına indirim ve fırsatlar sağlayan online bir festival olma özelliği ile öne çıkıyor. Markafoni, Altıncı Cadde, Tekzen gibi birçok büyük e-ticaret markasının katıldığı bu festival, internetten alışverişin kolaylığını ve konforunu tam manâsıyla yaşamanıza imkân veriyor.

Türkiye’nin ilk ve tek internet alışveriş festivali E-Fest, 8-14 Ekim arası katılımcılarını bekliyor. MasterCard ile ilgili daha fazla bilgi edinmek, E-Fest’e katılan markalar ve kampanya dahilinde sunulan fırsatlara daha yakından göz atmak için sizi Facebook sayfamıza ve websitemize bekleriz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Otoriteye İlk Hayır Hayvanlar İçin Olsun!

Aslında pazar günlerimiz evde pineklemekle geçer bizim. Geç kahvaltı, bir bardak keyif çayı, televizyonda izlenen kaydedilmiş bir Antik Uzaylılar serisi ve klasik playstation oyunları. Hatta yemek bile yapmam, pizza ya da KFC ısmarlarız acıkınca. Benim de bir tatil günüm olmalı değil mi? Ama bu pazar günü biz bambaşka bir şey yaptık.Taksim'de yapılan büyük Hayvan Yasasına Hayır yürüyüşüne katıldık. Bu teknik ya da protesto yazısı değil, ne olursa olsun bir yürüyüşe katılma fikir yazısı. O yüzden anlatacaklarım biraz farklı olacak. Öncelikle itiraf ediyorum, benim katıldığım ikinci ya da üçüncü yürüyüştür bu. Sebebine gelince, 80 sonrasında ana-babamızdan aldığımız en sıkı tembih 'aman yavrum üç kişi bir araya gelip yürümeyin'di. O dönemi yaşayanlar bilirler, ardında oldukça kırık bir gençlik ve ilerde apolitik olacak ürkek, korkak çocuklar bıraktı. 80lerin ortalarında üniversiteye geldiğimde (ki ODTÜ gibi gayet protest bir okuldaydım), toplu yürüyüş gördüğümde kaçar oldum. Bir keresinde ders gördüğüm bölümü gösteri sebebiyle kapadılar, dışarı çıkışı yasakladılar. Pankartlar açıldığında ben, kocaman açılmış gözlerimle kaçacak delik arıyordum, çünkü jandarmanın video çekimi başlamıştı ve ben KAÇAMIYORDUM. Üstelik konudan bile habersizdim. Aklımda tek bir laf 'aman kızım, mimlenme, sen okuluna derslerine bak, sana ne, karışma sen'. Anne, vallahi karışmak istemiyordum ama bak düştüğüm duruma! O gün iki saatten fazla rehin kaldık ben ve 30 öğrenci daha. Başımızdaki hocanın yoğun pazarlıkları sonucu bu sürenin sonunda arka kapıdan bırakıldık. Sonuç: hayatımda yaşadığım ender heyecanlı, unutamadığım anlardandır. Düşünsenize bir de bunu yapanlar arasında olsaydım? Dünyayı değiştirebileceğini zannetmek ne büyük bir hayal gücü, ne güzel bir rüya ve ne hoş bir çaba. Bunu yapanları gerçekten takdir ediyorum. Ne söylenene ne de otoriteye kulak asmıyorlar, doğru bildikleri yoldan gidiyorlar. Helal olsun!Ben ve benim dönemimden bir çok genç kayıp bir kuşağın temsilcileri. Bizden 10 yaş büyükler herşeyi değiştirebileceklerini ama fena bir bedel ödeyebileceklerini biliyorlar, eyleme geçebiliyorlar. Bizden 10 yaş küçüklerin dünyadan haberi yok, Özal gençliği olarak başka bir formatta yaşıyorlar hayatı. Bizler ise biliyoruz ama tutuğuz işte, çünkü içerde annemiz hala 'aman kızım' diyor durmadan.
Bu korkunç gidişata bir dur demek amacıyla oğlumu eğitmeye karar verdim. Ve bu pazar günü beraberce yürüyüşe katıldık. Bunu çok sevdiğimiz kedilerimiz için yaptığımızı anlattım. Zaten uzun zamandır sirklere, yunus parklarına karşı duruşumuzu belirlemiştik, hayvan dükkanlarına kendimizce ambargo koymuştuk. Bu da son dokunuş olarak eylemlerimizin arasında yer almalıydı. Oğlum kedileri hep sevmiştir, benden dolayı tabi. Sokakta bulup evlat edindiği ilk yavru kedinin üstünden dört yıl geçti. Bu arada evlatlık kedi sayısı da ikiye çıktı. Bıdıbıdı adını koyduğu ilk yavrumuz Cenk'e öyle bağlıdır ki, akşam servisin geliş vaktinden yarım saat önce kapının önünde Cenk'i beklemeye başlar. Cenk geldiğinde beraberce bir saat geçirirler bahçede. Sonra da oğlum eve gayet mutlu gelir. Ben Bıdıbıdıyı tüm gün görmem, nerelerde geziyorsa artık. Sadece Cenk'le geçirdiği o bir saat için gelir kapının önüne. Neyse, hani nankör derler ya kediye, halt etmişler.
Çok sevdiğimiz şeyler için bazen otoriteye karşı gelmemiz gerekiyor. Biz ailemize dahi hayır diyememiş bir kültürden geliyoruz, dolayısıyla otoriteye itiraz konusu biraz zorluyor bizi. Ama ben oğlumu itekliyorum. Kör-topal o da ben de öğreniyoruz. Anneye karşı gelinmez derken sesim titriyor artık. Bal gibi gelineceğini hatta doğru bildiği şeyler uğruna gelmesi gerektiğini biliyorum ama ah şu geçmişim, peşimi bırakmıyor ki!
Pazar günü beraberce yürüdük Taksimde. Cenk Bıdıbıdı ve Sosis için yürüdü, ben oğlum için. Harika bir gün geçirdik, çünkü beraberce bir kuralı çiğnedik, annelerimize karşı geldik. Eve dönerken yolda oğlum sordu; 'anne bu kadar kişiye karşı Başbakan Tayyip bu kanunu çıkarmaz değil mi? ' Tabiki oğlum demeyi ne çok isterdim. Bu yürüyüşlerin çoğunun sonuçsuz kaldığını nasıl söylerim? O zaman tekrar yürümez ki! Dedim ki ona: ' Sonuç ne olursa olsun, eve gittiğimizde elimizden geleni yaptığımızı düşünerek kedilerimize sarılacağız, onları korumak için uğraştığımızı bileceğiz. İşte biz bunun için bugün yürüdük.' Ne kadar anladı bilemem, sonuçta daha dokuz yaşında. Ama ben harika bir başlangıç yaptığımızı biliyorum.