Sevgili okuyucu, geçen yazımdan hatırlayacaksınız organik yağlarla cilt bakımı nasıl yapılır anlatmıştım. Bugün ise sadece elimizdekilerle selülit olayından nasıl en az zararla çıkableceğimizi anlatacağım. Ama önce organik yağların kullanım sonucunu sizlere bildirmem gerek. Takriben iki haftadir bu yağları düzenli olarak kullanıyorum. Beni uzun zamandır görmeyen bir arkadaşımla karşılaştım, ilk lafı göz altına ne yaptırdın sen bakiyim oldu:)) Demek ki işe yarıyor bu karışım. Yalnız önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Botoksun ya da dolgunun yaptığı mucizeyi beklemeyin bu karışımdan, hatta hiçbir şeyden. Botoks, kasa enjekte edilen ve onu felç ettiği için hareketini yok eden bir madde. Sonuç olarak enjekte edilen yer hareket etmediği için kırışmıyor. Ama 3-4 ay sonra etkisi geçince, kırışıklıklar tüm ihtişamıyla geri dönüyor. Üstelik sizin gözünüz pürüzsüzlüğe öyle alışıyor ki, derhal yeniden yaptırmak için koşturuyorsunuz doktora. Bu yağlar ise deriyi besleyerek yaşlanma etkilerini geciktiriyorlar. Olan bir kırışıklığı tedavi edemezsiniz, sadece botoksla bir süreliğine görünmez yapar, ya da gül mucizesiyle hafif açarsınız. Ama tamamen yok olmaz! Çünkü yaşlanıyoruz, tabiatın gerekliliği bu. Ama ne yapabiliriz, bu yağlarla daha düz, daha duru, daha parlak bir görünüm kazanırız. Mimik yaptığınızda tüm kırışıklıklarınız ortaya çıkar (ki bundan gurur duymamız gerek, muhteşem tecrübeleri simgeliyor onlar), düz durduğumuzda ise kırışıklıklar görünmez çünkü yer etmez. Beslenen cilt aynı yuvarlanan kağıt gibi hareket eder her mimikte, nasıl ki kağıtta iz olmaz düzeltince, ciltte de olmaz. Ama kağıdı katlarsak bir iz oluşur ve bu da kuru ve bakımsız bir cildin mimikler sonrası aldığı hali tanımlar. O yüzden, amacımız cildi beslemek, mimik yaptığımızda yüzümüze anlam veren tüm kırışıklıklara sahip olmak, ama onların kalıcı olarak yüzümüze eklenmesini engellemek. Anlaşıldı mı? Neyse, ben yaptım oluyor, tekrar tavsiye ederim.
Gelelim bir yaz günü kabusu olan selülitlere. Mesut'dan bahsetmiştim geçen yazımda, hani şu Kadıköy'de Tarçın isimli dükkanın sahibi olan arkadaşım. O gün konuşurken bana çok ilginç bir şey anlattı, izniyle sizinle paylaşmak istedim. Bu selülit denen bela zayıf-şişman herkeslerin başında. Mesut'un dediğine göre kurtulmanın demeyeyim ama azaltmanın bir yolu şu:
Banyodan önce atkılı fırça, kabak lifi ya da kese ile cilt kuruyken aşağıdan yukarıya cildi ovalıyoruz. Duştan sonra da sorunlu yerlere artık elimizde ne varsa sürüyoruz, bebe yağı, losyon, zeytinyağı ne varsa. İçerik önemli değil, burada amaç cildin altındaki yağ hücrelerini kandırmak. Hep nemli tutmak. Böylece suya doyduğunu düşünen hücre vücuttan su toplayarak selülit oluşturmayacak! İşte bu kadar basit. Fırçalayarak da bu hücrelerin parçalanıp lenflerden atılmasını sağlıyoruz. Düşünün, yazın denizde selülit niye azalıyor? Çünkü sürekli güneş yağı sürüyoruz!
İşte bu kadar basit ve bedava bir yol. Ne kremlere ne de masajlara yüzlerce lira vermeye gerek yok. Yapın, bir şey kazanmasanız bile deneyin, nasılsa kaybetmiyorsunuz. Ben deniyorum iki haftadır. Sonuç konusunda sizlere bir şey diyemeyeceğim, çünkü aynı zamanda spora da gidiyorum, dolayısıyla azalmanın ölçüsü ve hatta nedeni bu olabilir. Sizi yanıltmak istemem. Deneyin canım, ne var işte, alt tarafı bir kese, zaten evimizde mutlaka vardır, kullanıverin işte.
Mesut'un daha bir sürü harika pratik yolları var. İlginizi çekerse yazar paylaşırım. Hatta bana yazın sorununuzu derhal çözümüne organik yollardan bakarız. Maksat hizmet!
Hepinize kırışıksız ve de selülitsiz bir yaz diliyorum!
Yaşam ve ilişkiler üzerine denemeler, gezi notları ve kitap önerileri, bir de yemek tarifi verdim mi, yok yok bu blogda:))
Hürriyet
>
21 Haziran 2012 Perşembe
15 Haziran 2012 Cuma
Çocuk Ruhuyla Piknik
Geçen hafta denk geldim twitter’da #piknikteiyigider hashtag’ine. Çocukluk anılarım canlandı birden.Annem nefis poğaça kokusuyla uyandırırdı bizi. E tabi bir de spesyal mercimek köftesi! Ablamla pikniğe gideceğimizi o zaman anlardık. Aman allahım ne heyecan! İki çanta dolusu oyuncak götürmek isterdim her seferinde. Annem de hep en sevdiğim oyuncakları almamı söylerdi. Gittiğimiz andan itibaren koşturmaya başlar ve arada sırada annemlerin yanına uğrayıp patates kızartması ve köfte kapardım... Eh, artık büyüdük, abi-abla olduk o yüzden bir sürü yemek yemek, top oynamak, sonra birazcık kestirmek #piknikteiyigider =) Sizce?
Bir bumads advertorial içeriğidir.
7 Haziran 2012 Perşembe
Genç Görünmeye, Sağlıklı Olmaya Hazır mısınız?
Uzun zamandır, her kadının yaptığı gibi cildime bakmaya, daha az kırışıp sarkmaya uğraşıyorum. Bu yol uğruna kavanozlarca La Prairie tükettim. Bilen bilir, piyasanın divası olarak gösterilir bu marka. Kötü mü peki? Haşa, asla değil. Ama çok pahallı diyelim. Hem de öyle ki, platin serisinin bir kavanozuna (4 ay gidiyor ortalama) 5 botox yaptırabilir, 2-3 yıl hiç kırışıksız dolaşabilirsiniz. Krem ise kullandığınız süre içinde daha iyi bir görünüm sunuyor size. Bırakınca eskiye dönüyorsunuz. Demek ki geriye döndüren ya da zamanı dıurduran değil, günü kurtaran bir formülü var. Açıkçası bu fiyatlar ve botox-dolgu gibi müdahalalere karşı duruşum sebebiyle daha farklı bir arayışa girdim. Organik yağlar. Evet yanlış okumadınız, organik yağlarla çözdüm kendi cilt problemlerimi. En azından minimum kimyasal ile maksimum bakım sağladığımı düşünüyorum. Bu konuda uzman bir dostumdan yardım alarak tabi.
Kadıköy'de Şifa Hastanesinin arka caddesinde (Serasker Caddesi 53/A) kocaman bir aktar dükkanı var Mesut'un. Adı TARÇIN. Kime sorsanız gösterir
Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: My Places. Ve kendisini bu işe resmen adamış. Sorsanız saatlerce herşeyi en ufak detayına kadar anlatıyor, sizi bilgilendirmek için çırpınıyor. Benim gibi meraklı biri için bulunmaz fırsat. Zaten Mesut ile bir araya gelince saatler nasıl geçiyor hiç anlamıyorum. Jojoba yağından girip Argandan çıkıyoruz, selülit tedavisinden karaciğer detoksuna kadar her konuya dalıyoruz. Ben ve arkadaşım üç saatinden sonunda elimizde aldığımız organik yağlarla ve öğrendiklerimizle mutlu mutlu eve dönüp karışımlarımızı yapıyoruz. Sonuç ortada, parıldayan ve bakımlı bir cilt. Formülün gizli bir yanı yok, hemen vereyim kullanmaya yarın başlayın. Ama sakın unutmayın aldığınız malzeme iyi olmalı, yoksa anlamsız olur. Aktarlarda satılan ucuz küçük şişelere sakın yönelmeyin. Gerçek ve organik olan yağlar kutularında zaten işaretli ve sertifikalı, ve tabi ucuz değil. Buğday ya da gül gibi pahallı ve yağı zor çıkan bir ürünün 20 gr.'ı nasıl 10 TL olabilir zaten? Ben formülü vereceğim, ama siz de üzerinize düşen görevi yapıp gerçek ve organik yağlardan yapacaksınız bu karışımı, içine esans katılmış şişelerden değil. O yüzden de diyorum ki, güvendiğiniz, bildiğiniz bir aktara danışın. Şayet bilmiyorsanız Mesut'un dükkanı TARÇIN'a gidin. Hem en iyi kalite yağı alın, hem de her türlü hastalık ve tedavisi hakkında bilgi edinin. Mesela ben yarından itibaren Mesut'un tavsiye ettiği karaciğer detoksuna başlıyorum. Hem cilt hem de kan için çok faydalı, sadece enginar yapraklarıyla yapılan bir tedavi. Yan etkisi mi? Tabi ki yok! Sonucunu yazarım ay sonuna. Ama mükemmel olacağına eminim. Gelelim yüz için kırışıklık açıp, leke gideren, aynı zamanda da yaşlılık etkilerini iyileşiren organik formülüme:
1.Buğday yağı ( A ve E vitaminiyle deriyi besler, lekeleri azaltır)
2.Jojoba Yağı ( Çok güçlü bir nemlendirici)
3.Argan yağı ( Yaşlanma etkileri için, kırışık-sarkma ve solan cilt rengini düzeltmeye çalışır)
4. Gül Yağı (Kırışık açar, cilde en iyi gelen yağdır, dikkatli kullanılmalı direk sürerseniz cildiniz yanar)
Bunları alıp eşit oranda (gül hariç) karıştırıyoruz. Sonra gülü 5-6 damla kadar (zaten daha fazlasına gerek yok) ekliyoruz. Sabah-akşam cilde sürüyoruz. Ama güneşe çıkarken korunmayı unutmuyoruz. Bu yağlar cildi besler koruma faktörlerinin görevini görmezler. Bir dipnot: üç kişi birleşip alabilir, 1/3 oranında (yine gül hariç) karışımları paylaşabilir, böylece 6 ay gidecek ürününüze 1/3 fiyatına sahip olabilirsiniz. Hem de en kalitelisini alarak. Böylece kişi başı 80 Tl. ye gelir (yine gül hariç). Kremlerle mukayese edilemeyecek bir fiyat ve kalite. İçlerinde kimyasal yok en azından, hepsi de organik. Neyse, tercih sizin, ben sadece bir tecrübemi paylaşıyorum. Umarım işe yarar. Pırıl pırıl bir cilt dileğimle!
Not: Mesut Bey, size de çok ama çok teşekkür ederim, sayenizde çok daha iyi bir cilde kavuştum. Görünüşüm genç mi onu bilmem, kararı siz okuyucularıma bırakıyorum. Sadece 40'ı çoktan geçtiğimi bilin yeter.
Kadıköy'de Şifa Hastanesinin arka caddesinde (Serasker Caddesi 53/A) kocaman bir aktar dükkanı var Mesut'un. Adı TARÇIN. Kime sorsanız gösterir
Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: My Places. Ve kendisini bu işe resmen adamış. Sorsanız saatlerce herşeyi en ufak detayına kadar anlatıyor, sizi bilgilendirmek için çırpınıyor. Benim gibi meraklı biri için bulunmaz fırsat. Zaten Mesut ile bir araya gelince saatler nasıl geçiyor hiç anlamıyorum. Jojoba yağından girip Argandan çıkıyoruz, selülit tedavisinden karaciğer detoksuna kadar her konuya dalıyoruz. Ben ve arkadaşım üç saatinden sonunda elimizde aldığımız organik yağlarla ve öğrendiklerimizle mutlu mutlu eve dönüp karışımlarımızı yapıyoruz. Sonuç ortada, parıldayan ve bakımlı bir cilt. Formülün gizli bir yanı yok, hemen vereyim kullanmaya yarın başlayın. Ama sakın unutmayın aldığınız malzeme iyi olmalı, yoksa anlamsız olur. Aktarlarda satılan ucuz küçük şişelere sakın yönelmeyin. Gerçek ve organik olan yağlar kutularında zaten işaretli ve sertifikalı, ve tabi ucuz değil. Buğday ya da gül gibi pahallı ve yağı zor çıkan bir ürünün 20 gr.'ı nasıl 10 TL olabilir zaten? Ben formülü vereceğim, ama siz de üzerinize düşen görevi yapıp gerçek ve organik yağlardan yapacaksınız bu karışımı, içine esans katılmış şişelerden değil. O yüzden de diyorum ki, güvendiğiniz, bildiğiniz bir aktara danışın. Şayet bilmiyorsanız Mesut'un dükkanı TARÇIN'a gidin. Hem en iyi kalite yağı alın, hem de her türlü hastalık ve tedavisi hakkında bilgi edinin. Mesela ben yarından itibaren Mesut'un tavsiye ettiği karaciğer detoksuna başlıyorum. Hem cilt hem de kan için çok faydalı, sadece enginar yapraklarıyla yapılan bir tedavi. Yan etkisi mi? Tabi ki yok! Sonucunu yazarım ay sonuna. Ama mükemmel olacağına eminim. Gelelim yüz için kırışıklık açıp, leke gideren, aynı zamanda da yaşlılık etkilerini iyileşiren organik formülüme:
1.Buğday yağı ( A ve E vitaminiyle deriyi besler, lekeleri azaltır)
2.Jojoba Yağı ( Çok güçlü bir nemlendirici)
3.Argan yağı ( Yaşlanma etkileri için, kırışık-sarkma ve solan cilt rengini düzeltmeye çalışır)
4. Gül Yağı (Kırışık açar, cilde en iyi gelen yağdır, dikkatli kullanılmalı direk sürerseniz cildiniz yanar)
Bunları alıp eşit oranda (gül hariç) karıştırıyoruz. Sonra gülü 5-6 damla kadar (zaten daha fazlasına gerek yok) ekliyoruz. Sabah-akşam cilde sürüyoruz. Ama güneşe çıkarken korunmayı unutmuyoruz. Bu yağlar cildi besler koruma faktörlerinin görevini görmezler. Bir dipnot: üç kişi birleşip alabilir, 1/3 oranında (yine gül hariç) karışımları paylaşabilir, böylece 6 ay gidecek ürününüze 1/3 fiyatına sahip olabilirsiniz. Hem de en kalitelisini alarak. Böylece kişi başı 80 Tl. ye gelir (yine gül hariç). Kremlerle mukayese edilemeyecek bir fiyat ve kalite. İçlerinde kimyasal yok en azından, hepsi de organik. Neyse, tercih sizin, ben sadece bir tecrübemi paylaşıyorum. Umarım işe yarar. Pırıl pırıl bir cilt dileğimle!
Not: Mesut Bey, size de çok ama çok teşekkür ederim, sayenizde çok daha iyi bir cilde kavuştum. Görünüşüm genç mi onu bilmem, kararı siz okuyucularıma bırakıyorum. Sadece 40'ı çoktan geçtiğimi bilin yeter.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Aradığınız Emlak Hurriyetemlak.com'da!
Satılık ve kiralık daireler, ofisler, iş yerleri ve tüm konut projelerini bulabileceğiniz www.hurriyetemlak.com, sunduğu çok sayıda seçenekle size aradığınız emlağı mutlaka bulma olanağı sağlıyor.
İlanlarda okul, hastane, restoran, alışveriş merkezi gibi çevre bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Video desteğiyle gayrimenkulü içindeymişcesine izleyebiliyorsunuz. Baktığınız evin ya da iş yerinin net konumunu harita üzerinde görebiliyorsunuz.
Bu kadar kolaylık ve çok seçenek varken www.hurriyetemlak.com’da, aradığınız emlağı ya da emlağınızın talibini bulmanız an meselesi!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Kıbrıs'ın Ünlü Zeytinli Ekmeği-Orjinal Tarif
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Taşan Kaç-John Updike
Tavşan Kaç, bir roman. Nasıl mı, bundan bahsetmeyeceğim, konusunu da, başkahraman tavşanın kaç kulaklı olduğunu da anlatmayacağım. Sadece bana ne hissettirdiğinden bahsedeceğim.
Karşımıza çıkarlar, son derece sevimli, havalı, yanında durmayı isteyeceğin sevecen kişilik. Ama nasıl olursa olur, bu neşeli,keyifli ve de sevimli adam bir anda sırra kadem basar, ortada kaldığın yetmiyormuş gibi, yolda karşılaştığında da utanmadan selam verip kanka muhabbeti yapar. Sonra da göz kırpıp ' özledin mi beni ' der çapkınca. O anda içimden geçen tek şey, elimdeki en ağır ve can yakan nesneyi o sersem sersem gülümseyen surata tüm gücümle indirmektir. Sorun bakalım indirebildim mi? Hayır.
Devam ediyorum, en çok istediğim şeylerden biri de işte aynı bu adam gibi sorumsuz olabilmek. Yani hep yapıp hem de yokmuş gibi davranabilmek. Mesela, hem doğurayım hem de çocuklarıma bakmayayım, hem evleneyim ama asla sadık kalmayayım, hem çalışmayayım hem de çok para harcayayım gibi zıtlıklar. Esher mekanları kadar imkansız dilekler:)) Peki bunu yapabilir miyim, hayır. Yani aslında o sersem surata indiremediğim tokatla yarattıklarıma karşı duyduğum sorumluluk duygusuna sırt çevirememe sebebim aynı, doğamda yok! Peki o aptal sersemin, beni ortada bırakıp çekip gittikten sonra, karşılaştığında hiç bir şey olmamış gibi sırıtarak kaş-göz yapmasının sebebi ne? Doğası böyle! İşte Tavşan'ın da doğası bu, korkaktır kaçar. Okudukça, çok ama çok sinirlenebileceğim bir karakter olan Tavşan'a neden kızamadığımı da işte bu yazdıklarımla anlamış ve anlatmış oldum, doğamız buysa yapacak bir şey yok!
İyi Okumalar!
4 Nisan 2012 Çarşamba
PS3 de Çocuklara Zararsız ve Keyifli Oyun Önerileri 3

Biliyorsunuz ben PS3 oynamayı seven biriyim. Ama aynı zamanda da anneyim. Şimdi ben bu kadar severken oğluma sakın oynama diyebilir miyim? Hayır tabiki. Ama oyunlarımızı ayırabilirim. Ayrıca, oğluma alacağım her oyunu araştırıp, oynayıp öyle alabilirim, bu da benim artı puanım olur.
Konuştuğum bir çok veli çocuklarının ne oynadıklarından haberdar değil. İsimleri biliyorlar ama içerikler boş. Sonra onlara anlatıyorum aslında çocuklarının eline verdikleri bombayı. Örneğin GTA5 i çocuğuna şehirde araba sürsün diye almış bir annenin aslında oğluna eroin çeken, striptiz kluplere gidip kadın soydukça puan kazanan bir kahraman aldıklarını bilmiyorlar. Bu tip oyunlar zaten +18 diye satılır, ama çocukların ısrarı, bizim ebeveynlerimizin de gereksiz benim çocuğum çok zeki, daha küçük oyunlardan sıkılıyor yanılgısı durumu kötüleştiriyor. Sayın veli, çocuklarımız aptal oldukları için değil çabuk etkilendikleri için o oyunları oynamamalı. Askerlere, pilotlara, f1 pilotlarına bu oyunlar similasyon olarak oynatılır. Adam vurmaya alışmak canlılar üzerinde pahallı bir işken, Call Of Duty Black Ops. da simulasyon kıvamında 140 tlye yapılır. Bakın, bu oyunları kötülemiyorum, sadece gelşme çağında olan çocukların uzak durmasından söz ediyorum. Zira ben de bir oyuncuyum ve savaş oyunlarına, özellikle de online tarzına bayılırım. Ama yaşım gereği, artık ben sanal dünyada bir seri katilken, gerçek dünyada sineği öldürürken çekiniyorum. Çocukların sadece bir oyun olarak algıladıkları, soyut zekalarının gelişimini tamamladıkları zamana kadar, o yüzden bu tarz oyunları uzak tutalım.Peki ne oynatalım, madem aldık bu makineyi? Daha önce bazı oyunlardan bahsetmiştim. Şimdi de yeni çıkan iki oyundan bahsetmek istiyorum.

1. Trine 2: Masal havasında geçen, rengarenk, büyü ve ejderhalarla süslü, keyifli bir öykü. Üç kahramanımız var, sihirbaz, şovalye ve hırsız. Üçü bir araya gelip güçlerini birleştirerek karşılarına çıkan bilmeceleri çözüyorlar, ve ülkelerini kurtarıyorlar. Aynı anda üç kişilik local çoklu oyuncu seçeneklerinin yanında, online oyun hakkınız da var. Dolayısıyla çok uzun bir zaman hem aile içi hem de tüm dünyayla bu oyunu oynayabilirsiniz. http://www.youtube.com/watch?v=XxPg1YeXE2EFiyatına gelince, PSN Store'da 15.90 TL. ye alabilirsiniz. 1 MB yer tutuyor, hatta önce demosunu indirip deneyebilir, sonra da satın alabilirsiniz. Ben, açıkçası önce alacağım her oyunun demosunu, multiplayerların da Betasını indirir, dener, sonra da alırım. Bu işe ilk girdiğimde verdiğim paralar karşılığında aldığım hayal kırıklıkları o kadar büyük oldu ki, aksini asla düşünemiyorum. Tecrübelerimi de sizinle paylaşmaktan hoşlanıyorum, çünkü mutlaka yeni başlayan birileri vardır.

2.Ape Escape: Bu bir Move oyunu. Maymunlara muz fırlatıyorsunuz, yakalıyorsunuz. Hem hareketli hem de eğlenceli bir oyun. Tam bir konusu yok, sadece seviyelere göre aktiviteler var. Çocuğunuz hoplayıp zıplayarak ekranın önünde eğleniyor. PSN Store'da demosu var, indirip deneyebilirsiniz. Oyunun aslı CD olarak satılıyor, şu aralar indirimde, 49 TL ye Sony Merkezlerinde bulabilirsiniz.
Trine2'nin PC versiyonu da var. İsterseniz bilgisayarda da oynayabilirsiniz. Tercih sizin. Trine2'nin Bölüm Sonu Canavarındaki detaylı incelemesini linkten okuyabilirsiniz.http://www.bolumsonucanavari.com/Oyunlar-Trine_2-860-4.htm
Daha önce yazmış olduğum iki yazımda da bahsettiğim diğer oyunları merak edenler için bakınız:
http://catwalk-votkalimon.blogspot.com/2011/09/cocuklara-playstation-3-oyun-onerileri.html
http://catwalk-votkalimon.blogspot.com/2011/06/playstation-olmal-m-yoksa-olmazsa-olmaz.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




